522 kilometrekare olan Seyfe ya da Malya Kapalı Havzası’nın güney ucunda yer alan, yüzölçümü azami 9350 hektar olan sığ ve tuzlu bir göl…
Malya Ovası, Kırşehir’den başlayıp Kayseri’ye kadar uzanan engin bir ova…
Neleri getirir insanın aklına…
Türk tarihinin en büyük Türkmen ayaklanması olan Babai İsyanı’nı…
İsyanın önderi olan Âşık Paşa'nın dedesi Baba İlyas'ı…
Müridi Baba İshak'ı…
Alınları Haç işaretli Selçuklu Frenk askerlerince Amasya Kalesi'nde sıkıştırılan Baba İlyas’ı
…Ve sonra Konya tahtına doğru yürüyüşe devam eden, Kırşehir’in Malya Ovası'na kadar gelebilen büyük Türkmen yürüyüşünü…
…Ve sonra Kırşehir’in Malya Ovası’nda Haç işaretli Selçuklu Frenk askerlerince kıyıma uğrayan 4.000 Babai Türkmen’ini...
…Ve sonra gözlerim Çepni köyüne takılır… Çoluğuyla, çocuğuyla ve hayvanlarıyla kılıçtan geçirilen bu insanlardan canını kurtarabilen çok az kılıç artıkları, ovanın bir ucundaki sığındıkları Çepni köyünü
İsyanın önderi Âşık Paşa'nın dedesi Baba İlyas, müridi Baba İshak ve Amasya Kalesi burçlarında sallanan cansız bedenlerini....
Kardeşi Menteş’in ’de kıyama uğrayan Türkmenlerin ’nin kaderiyle ortaklaşınca, kardeşinin acını yüreğine basarak gizlice Kırşehir’in Suluca Kara höyüğüne güvercin donunda gelip konan Hacı Bektaş-ı Veli’yi..
Bu Hacıbektaş’ın kara gün dostu Ahi Evren'in Konya’da tutsak edilmesini
Sonrasında Şair Durali Yılmaz’ın “Kıyam” adlı eserinde bu büyük trajedide Seyfe’nin ve Malya’nın duruşunu dile getiren şiiri….
…Ve tabi bu büyük kıyamda Malya Ovasının orta yerinde Seyfe gölünü de değien şairin şiirini:
“Menteş kardeşim benim,
Sen cansın, sen yiğitsin;
Bektaş yapayalnız.
Hırka Dağı, serinlet beni.
Su vermez ki Seyfe Gölü, baştan sona tuzdur.
Yürüyor Türkmenler kadın erkek, çoluk çocuk;
davar sürüleri ve çadırlarıyla
ta Horasan’dan Sivas’a Tokat’a, Malya Ovası’na.
Malya Ovası kımıl kımıl, Seyfe Gölü ışıl ışıl. Yürüyor Gıyasettin’in kiralık askerleri Erzurum’dan Malya Ovası’na; en mükemmel silahlar ve zırhlarla.
Fakat göğüslerinde korku ve titreyen kalpleri.
Celalettin mısra mısra gazeller düzmekte Konya sokaklarında döne döne.
Kelimeler, kelimeler;
Türkmenlerin dilinde Türkçe, Celaleddin’in dilinde Farsça…
Ve Peygamberin dilinde Arapça…
Konya, ne oluyor sana. Bir titriyorsun, bir celalleniyorsun?
Celaleddin,
Mevlana Celaleddin,
bırak Konya sokaklarında sema yapmayı da bu tarafa bak;
sonra şiirlerini okuyacak kimse kalmayacak.”
Anadolu coğrafyasının en önemli mevsimsel sulak alanlarından da biri...
Seyfe gölü,; tektonik kökenli bir çukurluğun sularla dolmasıyla oluşmuş sığ bir göl olup . Yerkabuğundaki tektonik hareketler sonucu çöken bu çanak, temel olarak yeraltı su kaynakları (Seyfe, Horla, Yenidoğanlı ve Malya pınarları) ve mevsimsel sularla beslenen bir göl…
Tunç Çağı'ndan bu yana suların oluşturduğu elverişli tarım alanlarının Malya Ovası'nın içinde gözlere ve gönüllere engin bir rahatlama sunan bir inci olmuş göl
Kırşehirli işadamlarından İsmail Yıldız, Seyfe Gölü'ne ilişkin bir anısını anlatıyor 1970'lerin;
“Çocuktuk... Seyfe'de suya giriyorduk. Haşaratlığımız üzerimizdeydi. Rengârenk alacalı bir kuş yakaladık kovalaya kovalaya... Kuşun ayağında bir şeyler vardı. Baktık Türkçe olmayan bir yazı notu. Tesadüfen İngilizce bilen bir amcamız vardı yanımızda ve o yıllar yüksekokul son sınıftaydı. Okudu ve bize söyledi; "Bu bir göç- men kuşudur. Kanada'da yakaladık ve bu notu düştük. Nerede bulursanız bulun aşağıdaki telefonu arayın ve bulunduğu yeri bildirin" yazıyor dedi... O gün, bu gün dür Seyfe Gölü'nü önemserim.'
.. Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da bulunan birkaç tuzlu gölden biridir. Ankara’ya 220, Kırşehir’e 30 kilometrekare mesafede ve Mucur ilçesi sınırları içerisinde Mucur’a 16 km. uzaklıktadır
Kırşehir’in kuzeydoğusunda yer alan göl, 1989'da 13 bin 585 hektarlık bir alanı “Birinci Derecede Doğal Sit Alanı”, 1990'da 10 bin 700 hektarlık bölümü “Tabiatı Koruma Alanı” olarak ilân edildi. Seyfe Gölü'nü de kapsayan 10 bin 700 hektarlık alan, 1994'te Türkiye'nin ilk 5 Ramsar alanından biri olarak “Ramsar Sözleşmesi” kapsamı içine alındı, korunması uluslararası düzeyde taahhüt edildi.
ZENGİN FAUNA VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
Türkiye’nin kuşlar için değer taşıyan birkaç önemli yaşama alanlarından biridir Seyfe Gölü... Tuzludan tatlıya doğru değişkenlik gösteren sığ su alanları, bataklıklar, sulak çayırlar, step alanları gibi değişik karakterdeki zengin beslenme ortamları, insanlardan ve yırtıcı hayvanlardan uzakta, güven içerisinde kuluçkaya ortam sağlayan çok sayıda adanın varlığı; Anadolu Yarımadası üzerinde birleşen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında süregelen iki kuş göç yolu üzerinde bulunması, ülkemizin önemli sulak alanlarından Sultan Sazlığı ve Tuz Gölü'ne oldukça yakın oluşu, önemli sulak alanlarından biri olma özelliğini kazandırıyor.
Göl, yaz aylarında 1560 hektar kadar küçülür. Kış aylarında ortalama derinliği 1 metredir. Yeniyapan Köyü’nün doğusunda, gölde üreyen kuşlar için yaşamsal önem taşıyan yaklaşık 1500 hektar az tuzlu alanda tatlı su balıkları, kurbağa çeşitleri ve su yılanlarına rastlanır.
Gölün, mevsimler ortalaması olarak, yaklaşık 50 santimetreyi bulan sığ suları, flamingolar ve diğer balıkçıl kuşları için eşsiz bir beslenme alanıdır.
Üzerinde 12-15 adacık bulunduran gölün bir adacığı vardır ki, uzunluğu 1 kilometreyi bulmakta, yer yer su seviyesinden 1-3 metreye kadar yükselti sergilemektedir. Bu adacıkları kısa çalı ve değişik ot türleri örtmekte, yaz aylarında su seviyesi düştüğü zaman, adacıkların birçoğu geniş düz Malya Ovası’nın kara parçasıyla birleşmektedir.
Gölün kuzeyine düşen ve 1942 yılında kurulan Malya Devlet Üretme Çiftliği'nde 25 bin hektar arazide tarım yapılmaktadır.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın Seyfe Gölü'nde yaptırdığı inceleme sonuçları kuş türleri ve üreme boyutları açısından bir hayli ilginçtir.
2004 yılı itibariyle Seyfe Gölü’nde; Ak pelikan 100 çift, Kaşıkçı 50 çift, Flamingo 20.000 çift, Macar ördeği 15 çift, Toy ve Kılıç gaga 500 çift, Mahmuzlu Kızkuşu 10 çift, Akdeniz Martısı 500 çift, Gülen Sumru 500 çift, Küçük Sumru 500 çift. Bunlarla birlikte kışın 22 binlere yaklaşan su kuşı, 7 bini geçen sakarca ve 1000'e yaklaşan Angıttan söz edilmektedir. Ayrıca kuluçkaya yatan diğer önemli kuşlar arasında; küçük Akbalıkçıl 100 çift, uzun bacak 500 çift, karabaş martı 100 çift, ince gagalı martı 100 çift olarak bildirilmekte ve yaz ördeğinin de üremesinden bahsedilmektedir.
Göl içinde 2 balık türü (dişi sazancık- Aphanius Cchantri ve Spirlunus sp) yaşar. 5-6 cm boyundaki bu küçük balık türlerinin ticarî bir değeri olmamakla birlikte pelikan ve balıkçıl su kuşlarının besinleri olarak ekonomik değerleri büyüktür.
Göl tabanı, kuşların beslenmesi bakımından son derece değerli olan, Chironomidea larvaları ile Planonbis sp., Lymnaea sp. ve Physa sp. gibi kabuklular bakımından çok zengindir. Chironomidea larvalarının yoğun olarak bulunduğu yerlerde kuşların kalabalık gruplar oluşturması, kuşların bu larvalarla beslendiğinin göstergesidir.
Kurbağa türleri ve su yılanı vardır. Step iklimi hâkimdir. Göl çevresinde tarla tarımı ve hayvancılık yapılmaktadır.
Daha 10-15 yıl öncesine kadar bozkır arazisinde her an görebileceğimiz ve halk arasında “toy” denen ve insana “Bu büyüklükle, bu ağırlıkla nasıl uçuyor?” dedirten “otis” tarzda kuş türü de mevcut ki, şimdi onun dünyada nesli tükenmek üzere.
Çevre Bakanlığı uzmanlarına göre, Seyfe Gölü'nde 187 kuş türünün tespiti yapılmış.
Bu kadar zengin bir kuş türü alanı doğal olarak biyologların, ornitologların (kuş bilimci) ilgisini bir hayli çekiyor.
Seyfe Gölü, zengin kuş türleri yönüyle kuşları inceleyen bilim dalına, "ornitoloji"ye de olanaklar sunuyor.
Böyle bir Seyfe Gölü, Kapadokya'nın kıyısı köşesi değil, kendisi olan Kırşehir için, bu “Kültür Şehri” için eşsiz bir doğa desteği... Yörede höyük ve Tümülüslerin taşıdığı tarihi ve kültürel zenginlik, gölün sahip olduğu zengin kuş varlığı, göl çevresinin oluşturduğu manzaranın güzelliği, göl ve çevresini doğa turizmi yönüyle önemli bir potansiyele sahip kılmıştır. İyi bir tanıtım ve altyapı geliştirildiği takdirde yörede turizm ekonomisine önemli katkılar sağlayabilecektir.
KÖYLÜNÜN TARIM ALANI ŞİKÂYETİ VE BUNA ARKA ÇIKAN SİYASİLERİN BASKILARIYLA ORTAYA ÇIKAN VE EKOLOJİK DENGEYE ZARAR VEREN DSİ PROJESİ
Geçmişte daha tuzlu olan ve maksimum 6000 hektarla sınırlı olan Seyfe Gölü, Devlet Üretme Çiftliği'nin 1960'larda başlattığı sulama programı uyarınca, geniş tahliye kanallarının göle akan dereye bağlanması ve bu derenin seddelenmesi sonucu 9350 hektara kadar büyümüş, özellikle de yaz aylarında daha uzun süre suyla kaplı kalmıştır.
İşte tam bu süreçte köylüler topraklarının tuzlu sular altında kaldığı yönünde yoğun şikâyetlerde bulunmuş, bu şikâyetlere dönemin siyasilerinde baskılarıyla DSİ tarım alanlarını korumak adına Seyfe’nin yok oluşuna gidecek bir projeyi resmen uygulamaya koymuştur.
DSİ yaptığı incelemede, 8000 hektar ekili arazinin zarara uğradığının tespiti üzerinden, hazırladığı bir plânla, alanın bir kuşaklama kanalı aracılığıyla güneyde Mucur yakınlarında bir dereye boşaltılarak tümüyle kurutulmasını öngörmüştür.
DSİ, bu proje sonucunda Seyfe bölgesinde, toplam mera alanının yarı yarıya azalacağını ve tuz oranı açısından toprakların tarıma uygun hâle gelinceye kadar 12 ile 23 yıl geçmesi gerektiğini belirtmektedir ki, bu bir anlamda, mevcut DSİ projesinin Seyfe sulak alanına “tarım” adına biçtiği bir ömürdür!..
KİLOMETRELERCE UZUNLUKTA DRENAJ VE TAHLİYE KANALLARI AÇILMASI
DSİ'nin geçmişte hazırladığı ve bir bölümünü uygulamaya koyduğu Mucur-Seyfe Projesi kapsamında, gölün sular altında olan güney kısımlarını tarıma kazandırmak amacıyla on kilometrelerce uzunlukta drenaj ve tahliye kanalları açılması ile gölü besleyen tatlı su kaynakları havza dışına taşınmış gölün suyu drene edilmiştir. Bu kanalların suları çekmesine kuraklığın da eklenmesiyle tamamen kuruma noktasına gelmiştir..
Birinci Derece Doğal SİT alanı ve Ramsar Sözleşmesi ile uluslararası koruma altında olmasına rağmen, açılan sulama kanalları ve gölün hemen kenarında denetimsiz açılan sondaj kuyuları su dengesini onarılamaz şekilde bozduğu aşikârdır.
1989 yılında Valilik, Seyfe Gölü'ne ilişkin halka açık bir toplantı yapmış, ilgili bakanlıkların temsilcilerini de çağırmıştı. Bu toplantıda dönemin Çevre Müsteşarlığı Uzmanı Tansu Gürpınar da bir konuşma yapmış “Seyfe Gölü'nde aynı anda flamingo sayısının 500 bini aştığını” duyurmuştu.
İşte tamda bu dönemdir ki mevcut DSİ projesi, katiline ferman hazırlıyordu bu doğa harikasının...
Ne acı ki, Kırşehir uykudaydı.
PROJE;"SEYFE GÖLÜ EKOLOJİ KORUMA PROJESİ” ADIYLA SÖZDE REVİZE EDİLİYOR
Kırşehir’den gelmesi gereken tepki Kırşehir dışındaki çevrecilerden ve doğa korumacılarından geldi.
Bu sırada çeşitli bakanlıkların ve doğacı grupların haklı baskıları sonucu, DSİ 1990 yılında hazırladığı mevcut projede değişiklik yapmak zorunda kalmıştı.
Başlangıçta Seyfe'de tarım arazisi kazandırmayı amaçlayan proje DSİ’nin Çevre Bakanlığı destekli "Seyfe Gölü Ekoloji Koruma Projesi" cilasıyla ve bir proje ismi değişikliği ile yeniden uygulamaya konulmuştur.
Bu projeye göre, göle akan tahliye kanallarının önemli kuş alanlarının (ÖKA) kuzeyinde kalan ve Kızılırmak’a karışan Kalaycık Deresi'ne bağlanması yoluyla, gölün eski hâline getirilmesi öngörülmüştür. Bunun için de 30 metre yükseklikte, tepelerin içinden geçen toplam 35 kilometre uzunluğunda kanalların açılmasına gereksinim duyulmuş. Sonuçta gölün kuzeyinde ve doğusunda kaybedilen 8000 hektar alanın da dâhil olduğu 15.792 hektar arazinin tarıma kazandırılması hedeflenmiştir.
Bu durumun sonucu ortadadır. Göldeki adaların büyük çoğunluğu ve doğusundaki hafif tuzlu alandaki tatlı su bataklıkları tümüyle yok olmaya başlamıştır..
Nitekim daha şimdiden hektarlarca sulu bataklık alan yeni kanal inşaatından çıkan toprakların oluşturduğu ve 20 metreye varan tepelerin altında kalmıştır.
DSİ, Devlet Üretme Çiftliği'nden gelen tahliye kanalları üzerine inşa edeceği 3 adet kapakla, kurak dönemde suların Kalaycık Deresi yerine göle verilmesini, böylece göldeki su seviyesi değişimlerin kontrol altına alınmasını amaçlamıştır.
Hesap edilen ve amaçlanan maksimum göl alanı, 6250 hektar alandır ve kaybolan adaların yerine kuşların üremesi için de, gölün daha derin bölümlerinde suni adacıklar yapılması düşünülmektedir.
- DSİ, bu proje sonucunda Seyfe bölgesinde, toplam mera alanının yarı yarıya azalacağını ve tuz oranı açısından toprakların tarıma uygun hâle gelinceye kadar 12 ile 23 yıl geçmesi gerektiğini belirtmektedir ki, bu bir anlamda, mevcut DSİ projesinin, Seyfe sulak alanına “tarım” adına biçtiği bir ömürdür!..
DSİ, gölde 75 kilometre uzaklıkta ve henüz inşası bitmemiş olan şimdiki Yamula Barajı’yla Seyfe Havzası’nda gölün kuzey-doğusundaki bozkır alanları da içine alan 64 bin hektarlık bir alanı da sulamayı amaçlayan planlamamalar tartışmaya açılmış, kurak dönemlerde Yamula Barajı'ndan Seyfe Gölü'ne kontrollü su verilmesinin yeraltı sularını da besleyeceğinden hareketle yağışların zayıf kaldığı dönemlerde de Seyfe sulağının korumaya alınabileceği yönünde önermeler yapılmıştır.
Bugün hayatta olmayan Seyfe Ekoloji Derneği eski Başkanı Ömer Çetiner de, yıllardır bu ve benzer önermelerle Yamula Projesi tamamlanırsa gölün yalnızca yağışlara bağlı kalmayacağını ve kurak dönemlerde desteklenebileceğini ifade etmiştir.
Ancak bu ve benzeri koruma amaçlı önermeler uygulamaya geçmiş sürekli bir sistem değil; öneri ve proje aşamasında uzun yıllardır tartışılan bir yaklaşımdan öteye geçememiştir..
Konuya vâkıf olan uzmanlar; bu projenin, gölün ekolojik yapısı üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler yönüyle DSİ tarafından hiçbir inceleme yaptırılmadığına, projesinin ekolojik dengeyi korumak ayağının kırık olduğuna, DSİ’nin soruna köylülerin şikayetleri ve dönemin siyasilerinin de üzerlerindeki baskısıyla sadece "tarımsal alan" yaratma gözüyle baktığına ısrarla dikkat çekmektedirler.
İşte bu Kanal Faciası: DSİ'nin geçmişte hazırladığı ve bir bölümünü uygulamaya koyduğu Mucur-Seyfe Projesi kapsamında, gölün sular altında olan güney kısımlarını tarıma kazandırmak amacıyla on kilometrelerce uzunlukta drenaj ve tahliye kanalları açılmasıyla başlamış olup Bozkırların, doğal üreme adacıklarının ve doğudaki bataklıkların yok olmasının sulak alan sistemi için son derece olumsuz sonuçlar doğuracağı son derece açıktı..
Her ne kadar Çevre Bakanlığı destekli DSİ projesi “Doğal dengenin yeniden kurulması” amaçlı gibi görünüyorsa da, asıl amacın yeni tarım alanları yaratmak olduğu; bu yönüyle de Seyfe'de ekolojik dengeyi korumayla hiç de ilgili olmadığı da açıktır.
Projenin "Çevre Bakanlığı" destekli olması “çevre” adına bir ibret vesikasıdır
Mevcut DSİ projesi düşünüldüğünde, böylesi bir tabiat hediyesinin korunması için şekli kararlar, hâlâ kağıt üstünde tedbirler olmaktan öteye gidemeyecektir.
Esasen daha 1992 yılında Çevre Bakanlığı adına Hacettepe Üniversitesi'nce e hazırlanan bir raporda da ortaya konulduğu gibi finansmanı Devlet Plânlama Teşkilatı’nın "Çevre bütçesinden" sağlanan mevcut proje, sulak alanı tamamıyla kurutmayı amaçladığı yönünde tepkiler üzerine biraz revize edilmiş ama aslı korunmuş halinden başkaca bir şey değildir. İşin aslı işin çevre bakanlığı "destekli olması" "çevre" adına daha da vahimdi.
Mevcut ekolojik denge ve çevre açısından son derece Tehlikeli olan ve riskler taşıyan bu proje yeniden masaya yatırılmalıydı ama çok geç olmuştu.
KURUMA TEHLİKESİ VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Oluşumu milyonlarca yıl süren bu doğal güzellik ve önemli Ramsar alanı, Gerek tarım alanı yaratma yönünde DSİ’nin derin çukurlar açması gerekse son yıllarda yağışların azalması, kuraklık ve bilinçsiz yeraltı suyu kullanımı nedeniyle ciddi kuruma tehlikeleri ile karşı karşıya kalmıştır.
Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, daha 11 Temmuz 2002'de aldığı bir kararda “Seyfe Gölü'nde suların azaldığı, bunun da gölün çevreyle ilgili ve doğal dengesini değiştireceği ve geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacağını” açıkça tescillemiştir.
Bu karardan sonra Durumun ciddiyeti gören Kırşehir Valisi Selahattin Hatipoğlu başkanlığında Kırşehir’de bir “inceleme komisyonu” kurulmuş, bu komisyon 24 Ekim 2002 tarihli raporunda benzer kaygıları ve tespitleri raporlaştırmıştır.
Uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları, kuruyan Seyfe Gölü havzasını kurtarmak için DSİ'nin geçmişte açtığı bu devasa drenaj kanallarının acilen kapatılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Doğal su kaynaklarının (Horla ve Malya pınarları) üzerindeki müdahalelerin bitirilmesi ve etraftaki kaçak sondajların denetlenmesi, gölün eski canlılığına kavuşması için atılması gereken en kritik adımlar olarak gösterilmektedir
Seyfe Gölü, sadece Kırşehir’in değil, dünyada ortak biyolojik mirasıdır. Kağıt üzerindeki süslü koruma kararları ve doğaya müdahale eden mühendislik projeleri yerine; yeraltı sularının sıkı denetlenmesi, gölü besleyen pınarların özgür bırakılması ve havzanın bütüncül bir ekolojik anlayışla ele alınması acil bir zorunluluktur. Aksi takdirde Malya Ovası, bir zamanlar ışıl ışıl parıldayan incisini ve efsanelerini tamamen kaybedecektir.
SEYFE GÖLÜNÜN DÂHİL OLDUĞU RAMSAR SÖZLEŞMESİ
Tüm dünyada en üretken ortamlar olan sulak alanlar, sayısız türde bitki ve hayvan için gerekli yaşam koşullarını sağlar ve çok sayıda kuş, memeli, sürüngen, amfibi, balık ve omurgasız canlıya ev sahipliği yapar. Sulak alanlar, balıkçılık, tarım, odun üretimi, ulaşım ve turizm için de önemlidir. Aynı zamanda da su, yaban hayatı ve enerji kaynağıdır. İnsan hayatındaki bu önemli rollerini korumaları için, bu alanların ekonomik işlevlerini sürdürmelerini sağlamamız gerekiyor.
Uzmanlara göre sulak alanlar, özellikle son yüzyılda en çok tehlike altında olan bölgelerdir. Bu alanların karşı karşıya kaldıkları tehlikelerin başında da kurutulma, kirlilik, yapısal değişikliğe uğratılma ve kaynaklarının çok fazla tüketilmesi geliyor.
Dünyanın belli başlı sulak alanlarının korunmasında önemli bir adım, İran'ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971'de imzalanan Uluslararası Ramsar Sözleşmesi ile atıldı. Ramsar Sözleşmesi'nin kapsamı, ilerleyen yıllar içerisinde sulak alanların korunması ve akılcı kullanımının her yönünü içerecek şekilde geliştirildi.
Ramsar Sözleşmesi'nde Uluslararası Su kuşu Sayımları'nın etkili olduğu en önemli ölçüt "%1" ölçütüdür. Bu kritere göre bir su kuşunun dünyadaki yaklaşık sayısının %1 kadarını tutan bir sulak alan, "Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan" özelliğini kazandırır.
Ramsar Sözleşmesi'ne taraf ülkelerin kendi ulusal arazi kullanım planlamalarında, sulak alanların korunmasına ilişkin değerlendirmeleri de göz önünde bulundurmaları genel bir zorunluluktur. Ayrıca bu planlamayı kendi topraklarındaki sulak alanların akılcı kullanımını sağlayacak şekilde yapmaları ve geliştirmeleri de isteniyor. Akılcı kullanım, sulak alanların insan yararına, ekosistemin doğal özelliklerini koruyarak kullanımı anlamına gelir.