Kırşehir'de Gazetecilik, Ahilik ve Türküler arasında birkaç gün geçiriyoruz.
Gazetecilik bana yıllar içerisinde çok şey öğretti.
Bazen bir fabrikanın üretim bandında ülkenin ekonomik fotoğrafını gördüm, bazen bir köy kahvesinde Anadolu insanının bütün samimiyetini hissettim. Kimi zaman bir siyasi toplantıda ülkenin geleceğine ilişkin tartışmaları dinledim, kimi zaman da bir sanatçının dilinden dökülen birkaç türkü sözünde memleketin bütün hikâyesini buldum.
Mesleğin en güzel taraflarından biri de hiç şüphesiz yeni şehirler tanımak, yeni insanlar tanımak ve farklı hayatlara dokunabilmek...
Yolumuz yine Kırşehir’e düştü.
Basın şehidi, özgürlükler ve bağımsız Türkiye mücadelesinde şehit edilen Gazeteci- Yazar Uğur Mumcu’nun şehrindeyiz. Kırşehir Valiliği Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, Küresel Gazeteciler Konseyi ve Kırşehir Ahi Gazeteciler Cemiyeti üyeleri ile birlikte, “Ahilik Haftası Etkinlikleri”ne katılmak üzere 35 gazeteci birlikteyiz.
Anadolu'nun tam ortasında, bozkırın kalbinde buluştuk.
Genel yayın yönetmenleri, televizyon yorumcuları, muhabirler, köşe yazarları ve genç gazeteciler...
Hepimizin amacı aynıydı.
Mesleğimizin geleceğini konuşmak. Birlikte ve dayanışma içinde olmak,
“Ahilik” gibi bir felsefenin filizlendiği, dalga dalga bütün dünyaya yayıldığı, bu düşüncenin mimarı Ahi Evran’ın memleketindeyiz.
Aslında Küresel Gazeteciler Konseyi ve Kırşehir Ahi Gazeteciler Cemiyetinin kuruluş felsefesi de tam olarak bu. Ahi Düşüncesi, ahlakı ve prensiplerini medya sektöründe yaşatmak ve geliştirmek değil mi?
Küresel Gazeteciler Konseyi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kanun hükmündeki kararnamesi ile kurulmasının ardından, kısa süre içerisinde medyanın en önemli meslek kuruluşlarından biri haline gelmiş, yurt içi ve yurt dışı medya diplomasisi ile Türk Medyası’nı gururla temsil etmiştir.
KGK, yıllardır ortaya koyduğu çaba sayesinde dernek yalnızca bir meslek kuruluşu olmanın ötesine, eğitim, çalıştay, seminerler ve saha buluşmalarıyla gazetecilerin yanında yer alarak, medyanın gelişimi için önemli çalışmalar yürütüyor.
KGK, bugün medyanın şemsiyesi, en büyük “Çatı Örgütü” olarak çalışmalarını yürütüyor.
Türkiye’de gazeteciliğini yasal bir zemine oturması için yeni çalışmalar başlatmış, bu konuda hazırlanan raporlar başta Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumlara iletilmiştir.
KGK, etik, özgür gazeteciliğin güçlü temsilcisi,
KGK, yerel ve ulusal gazeteleri aynı çatı altında toplayan en büyük meslek kuruluşlarından birisi.
KGK, Mesleki haklarını savunan, gazeteciliğin gelişmesine yön veren,
Toplumsal faydayı esas alarak habercilik anlayışını büyüten,
Eğitimler, seminerler, çalıştaylar düzenleyerek hep gazetecinin yanında yer alan güçlü ve saygın mesleki kuruluşlarımızın öncüsüdür.
KGK,
Kaliteyi artırır, dezenformasyon ile mücadele eder, doğru güvenilir haber için çalışır, gazetecilerin hak ve özgürlüklerini korur, etik ilkeleri güçlendirir.
Yerel medyanın gelişimini destekler, sektöre yön verir,
Sahaya iner, sorunları yerinde konuşur. Yerel medya çalışanları ile genç gazetecileri duayen isimlerle buluşturur, tecrübelerini birikimlerini genç kuşaklara aktarır.
Her alanda üretir, güçlü, etkili gazetecilik anlayışı için çalışır.
Kırşehir'deki buluşma da bunun son örneklerinden biriydi.
*
Daha ilk gün şunu hissettim.
Bu sadece bir kutlama yahut anma etkinliği olmayacaktı.
Aynı zamanda bir kültür yolculuğuna dönüşecekti.
Etkinlikler şehrin dört bir yanını sarmış, birlikteliğimizin merkezi adeta bozkırın ortasında yükselen bir kale görünümündeki Big Thermal Otel'di.
Otele yerleşir yerleşmez, sımsıcak bir atmosferin içine giriveriyorsunuz. Ahi Evran Haftası etkinliklerine henüz kapı aralamadan Kırşehir'in sıradan bir Anadolu şehri olmadığını anlıyor, Kırşehir'i yeniden keşfetmeye başlıyorsunuz.
Ahiliği...
Ahi Evran'ı...
Neşet Ertaş'ı...
Abdallık kültürünü...
Bu toprakların Anadolu medeniyetine kattığı değerleri...
Tüm bunları dinledikten sonra insanın aklına aynı soru geliyor:
Acaba yaşadığımız ülkeyi yeterince tanıyor muyuz?
*
Ziyaretimiz sırasında, Kırşehir’i bütün yönleri ile tanıtan anlamlı konuşmalar yapılıyor. Konuşmacıları dinledikçe, ülkemizi, değerlerimizi ne kadar az tanıdığımızı düşünüyorum.
Sohbetlerin ardında aklımda tek bir düşünce var.
Teknoloji değişiyor.
Mecra değişiyor.
Ama gazeteciliğin özü değişmiyor.
Doğru haber, etik duruş ve toplumsal sorumluluk her dönemde aynı önemini koruyor.
*
KIRŞEHİR'İN İZİNDE: TARİH, TÜRKÜ VE İNSAN Kırşehir'i yakından tanıma fırsatı bulmuşken sokaklara çıkıyoruz. Aslında bir şehri tanımanın en güzel yolu sokaklarında dolaşmak, insanlarıyla konuşmak ve tarihine dokunmaktır. Anadolu'nun gönlüne sesiyle taht kuran, Kırşehir’e bir “Müzik Kenti” ünvanı kazandıran büyük halk ozanı Neşet Ertaş ile babası Muharrem Ertaş'ın kabrini ziyaret ediyoruz. Babası Muharrem Ertaş’ın mezarının hemen altındaki anıt mezarda huzur içinde uyuyor.
Türkülerini dinleyerek büyüdüğümüz, acıyı, sevgiyi, hasreti ve Anadolu insanının hikâyesini sazına yükleyen Neşet Ertaş'ın mezarı başında insan ister istemez durup düşünüyor.
Bir insan öldükten yıllar sonra da milyonların kalbinde yaşamaya devam ediyorsa, o artık sadece bir sanatçı değil, bir kültür mirasıdır.
Neşet Ertaş da işte böyle bir isim.
Bugün hâlâ "Gönül Dağı", "Neredesin Sen", "Yalan Dünya", "Mühür Gözlüm", "Allı Turnam" ve daha yüzlerce eseri Anadolu'nun her köşesinde söylenmeye devam ediyor.
Babası Muharrem Ertaş ile yan yana eminim huzur içinde uyuyordur.
Biraz öte de, Ali Çekiç'in mezarı var.
*
Kırşehir, müzeler, medreseler ve tarihi camileri ile ilginç ve görülmesi gereken bir kent.
Neşet Ertaş'ın ardından rotamız Ahi Evran Külliyesi oldu.
Kırşehir'e gelip de Ahilikten söz etmemek mümkün değil.
Çünkü bu şehir, sadece bir coğrafya değil; aynı zamanda bir düşünce sisteminin merkezidir.
Ahi Evran'ın yüzyıllar önce ortaya koyduğu ahilik anlayışı bugün bile güncelliğini koruyor.
Dürüstlük...
Emeğe saygı...
Paylaşmak...
Dayanışmak...
Kardeşlik...
Belki de günümüz dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu kavramlar bunlar.
Bugün büyük şirketlerin kıyasıya rekabet ettiği bir dünyada Ahilik kültürünün anlattığı bir hikâye vardır.
Bir esnaf siftah yaptıktan sonra gelen müşteriyi komşusuna yönlendirir. “O’da siftah yapsın” der.
Çünkü komşusu da kazansın ister.
İşte Ahilik budur.
İşte Anadolu irfanı budur.
Ve düşündüm...
Gazetecilikle Ahilik arasında aslında ne kadar güçlü bir bağ var.
Çünkü gerçek gazetecilik de dürüstlük ister.
Vicdan ister.
Güven ister.
Toplumun güvenini kaybeden bir gazetecilik anlayışı nasıl ayakta kalamazsa, Ahilik de güven olmadan yaşayamaz.
Külliyeden ayrıldıktan sonra Ahilik Müzesi'ni gezdik.
Yüzyıllar öncesinden kalan belgeler, meslek kuralları ve ahlaki ilkeler insanı derin düşüncelere sevk ediyor.
Daha sonra Cacabey Medresesi'ne geçtik.
Selçuklu döneminde adeta bir astronomi merkezi olarak kullanılan bu yapı, Anadolu'nun bilim tarihindeki yerini göstermesi açısından son derece etkileyici.
Yüzyıllar önce gökyüzünü inceleyen bilim insanlarının izlerini görmek heyecan verici.
Bir sonraki durak Kırşehir Basın Müzesi oldu.
Meslek hayatını gazeteciliğe adamış insanlar için burası ayrı bir anlam taşıyor.
Eski daktilolar...
Sarıya dönmüş gazete sayfaları...
Matbaa makineleri...
Fotoğraf makineleri...
Ve, Uğur Mumcu’nun çalışma masası, daktilosu, işte bu müzede..
Gazeteciliğin dününü hatırlatan her ayrıntı insanı geçmişe götürüyor.
Kırşehir sadece tarihiyle değil, sosyal projeleriyle de dikkat çekiyor.
Belediye tarafından desteklenen kadın kooperatiflerinin satış merkezlerini geziyor, üretim alanlarını hayranlıkla dolaşıyoruz.
Kırköy’deki engelliler parkıı’nı görmek isterdim, ancak vakit yetmedi.
Kırşehir'in meşhur Abdalları ile Neşet Ertaş Kültür evinde buluştuk.
Neşet Ertaş'ın, Muharrem Ertaş'ın, Hacı Taşan'ın ve Çekiç Ali'nin eserlerini onların hemşerilerinden dinlemek bambaşka bir duygu.
Türkülerin içinde bir şehrin hafızası vardı.
İnanın, bu şehri bizden farklı kılan bambaşka bir ruhu var.
Anadolu'nun sesi vardı.
Bozkırın rüzgârı vardı.
Kırşehir Abdallarını dinlemelisiniz. Zurna’nın o ahenkli sesini, davulun yürekleri hoplatan temposunu onlarla birlikte yaşamalısınız. Kırşehir Abdalları, kentin kimliğini oluşturan ve bu kültürü gelecek kuşaklara taşımak için büyük çaba harcayan çok az sayıda kişi. Valilik ve belediye, Kırşehir Abdallarını yaşatmak için birde kooperatif kurmuş ve burada Abdal geleneği öğretiliyor, müzik eğitimi veriliyor.
Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve kadınların sosyal yaşamda daha görünür olmasını sağlamak amacıyla kurulan, “Kadın Erba Topluluğu”nu dinlemek isterdim.
Kültürün, sanatın ve toplumsal duyarlılığın bir araya geldiği anlamlı günler yaşadık.
Sırada Kaman var.
Kaman gerçekten Kırşehir'in ayrı bir hazinesi.
Kalehöyük Arkeoloji Müzesi ve hemen yanında yer alan Japon Bahçesi yalnızca Kırşehir'in değil, Türkiye'nin görülmeye değer noktalarından biri.
Japonya ile Türkiye arasında yıllardır süren kültürel iş birliğinin güzel bir örneği olan bu alan ziyaretçilerine farklı bir atmosfer sunuyor. Ve, Japon Prensi Mikasa, her yıl Kaman’a gelerek ilçeyi ziyaret ediyor.
Kaman'daki kazı çalışmalarını başlatan ve uzun yıllar yürüten ünlü Japon arkeolog Dr. Sachihiro Omura, bölgeye hayat vermiş. Kalehöyük kazılarında çalışan köylülerin tamamı sosyal güvence altına alınmış, yaşlıların büyük bölümü bu sayede emekli olmuş. Köylü kızlar, erkekler, arkeoloji ve bölgenin tarihi ile ilgili eğitilmiş, hepsi birer rehber olarak bölgede görev yapmaya başlamış. Dr. Omura, bir öncelik te, engelli köylülere vermiş. Hepsini sosyal güvence altına alırken, işe alışlarda da engellilere öncelik vermiş. Böylece, Kalehöyük halkının nerede ise tamamı sosyal güvenceye kavuşturulmuş.
Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü'nün kurucusu olan Dr. Omura, 1986 yılından itibaren Kaman Kalehöyük'te önemli keşiflere imza atmış, Anadolu arkeolojisine yaptığı katkılarla yakından tanınıyor.
Omura, tam bir Türk hayranı. Çocuğunun adını bile “Fatih” koymuş.
*
Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli'nin izlerini taşıyan müzeleri ziyaret ettik.
Her durakta Anadolu'nun farklı bir değerini tanıyor, farklı bir hikâyeye tanıklık ediyorduk.
Ve her geçen saat Kırşehir'e duyduğumuz hayranlık biraz daha artıyordu.
……
Kırşehir'den ayrılmaya hazırlanırken zihnimde iki kavram sürekli yan yana duruyordu.
Ahilik ve gazetecilik.
İlk bakışta birbirinden çok uzak gibi görünen bu iki kavramın aslında ne kadar ortak noktası olduğunu düşünüyordum.
Ahilik güven üzerine kurulmuştur.
Gazetecilik de öyle.
Ahilik dürüstlük ister.
Gazetecilik de öyle.
Ahilik topluma hizmet etmeyi amaçlar.
Gerçek gazeteciliğin amacı da budur.
Bugün dijital çağın içindeyiz.
Bilgi saniyeler içerisinde dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaşıyor.
Bir siyasetçinin açıklaması, bir ekonomik gelişme ya da toplumsal olay birkaç dakika içerisinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.
Bu durum dijital medyanın gücünü gösterirken aynı zamanda büyük sorumluluklar da yüklüyor.
Çalıştay boyunca konuşulan en önemli başlıklardan biri de buydu.
Dezenformasyon.
Manipülasyon.
Sahte haberler.
Doğrulanmamış bilgiler.
Bugün eline telefon alan herkes paylaşım yapabiliyor.
Ancak herkes gazeteci değildir.
Çünkü gazetecilik sadece haber paylaşmak değildir.
Gazetecilik araştırmaktır.
Sorgulamaktır.
Teyit etmektir.
Doğruyu bulmaktır.
Mesleğimizin temelinde hâlâ değişmeyen bir kural vardır:
5N 1K.
Ne?
Nerede?
Ne zaman?
Nasıl?
Niçin?
Kim?
Bu soruların cevabını vermeyen hiçbir bilgi gerçek anlamda haber değildir.
Toplumun da medya okuryazarlığını geliştirmesi gerekiyor.
Çünkü medya üzerinde en büyük denetim gücü okuyucuya aittir.
Okunmayan gazete yaşayamaz.
İzlenmeyen televizyon ayakta kalamaz.
Takip edilmeyen medya kuruluşu etkisini sürdüremez.
Dolayısıyla medyanın kalitesini artıracak olan yalnızca gazeteciler değil, bilinçli okuyucular ve izleyicilerdir.
Kırşehir'de geçirdiğimiz birkaç gün boyunca sadece mesleğimizi konuşmadık.
Tarihi gördük.
Kültürü tanıdık.
Türküleri dinledik.
Yeni dostluklar kurduk.
Anadolu'nun kadim değerlerini yeniden hatırladık.
Belki de bu çalıştayın en büyük kazanımı buydu.
Çünkü bazen bir şehri tanımak, bir mesleği yeniden keşfetmeye vesile olabiliyor.
Kırşehir bana bunu hatırlattı.
Bozkırın ortasında yükselen bu mütevazı şehir, sadece Ahiliğin değil; kültürün, sanatın, kardeşliğin ve insan sıcaklığının da başkentlerinden biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Ve ayrılırken aklımda yine Neşet Ertaş'ın sesi vardı.
Bir türkü uzaklardan gelip kulağıma ilişiyor gibiydi.
"Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca..."
Kırşehir geride kalıyordu.
Ama bıraktığı iz uzun yıllar silinecek gibi görünmüyordu.
Şimdi yeni rota çiziyoruz.
Hedef, Küresel Gazeteciler Konseyi’nin Afyon buluşmadı var. Etkinlik boyunca bizleri bir an olsun yalnız bırakmayan başta sayın vali Murat Sefa Demiryürek, milletvekili Necmettin Erkan, Çiçekdağı Belediye Başkanı Hakan Hakanoğlu ve Kaman Belediye Başkanı Emre Demirci’ye sonsuz teşekkürler, saygıyla..