Dilenmek mi sanat oldu, yoksa sosyal devlet mi sokakta kaldı?
Kırşehir’in caddelerinde yürürken artık yalnızca araçların, insanların ve esnafın sesini duymuyoruz.
Kaldırımlarda yükselen feryatları da duyuyoruz.
Bir annenin, sekiz yaşındaki çocuğu için yardım isterken söylediği sözler, insanın yüreğine saplanıyor:
“Ne olur oğlum ölüyor… Allah rızası için boş geçmeyin, yardım edin…”
Bu sözleri duymak kolay değil.
Çünkü karşınızda bir tabela üzerinde hastalığı anlatılan bir çocuk var.
DMD kas hastası olduğu belirtilen sekiz yaşında bir çocuk…
Kasette Konuşan yürek dağlayan bir anne.
Bir çaresizlik var.
Ve bütün bu tablo, caddenin ortasında, gelip geçen insanların vicdanına bırakılmış durumda.
İnsan ister istemez soruyor: Bu ülkede sosyal devlet nerede?
Bir çocuğun tedavisi neden kaldırım üzerinde toplanan yardımlara kaldı?
Terme Caddesi üzerinde ve farklı noktalarda kurulan yardım masaları, vatandaşın dikkatini çekiyor.
Kimi vatandaş durup yardım ediyor.
Kimi vatandaş gözyaşlarını tutamıyor.
Kimi vatandaş ise başka bir soru soruyor:
“Devlet bu çocuğa bakamıyor mu?”
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Hele ki bunun içerisinde bir annenin “evladım ölüyor” feryadı varsa…
İnsanların kendi çocuklarını düşünmemesi mümkün mü?
Bir anne, “Benim çocuğum olsaydı ne yapardım?” diye düşünür.
Bir baba, kendi evladının yüzünü hatırlar.
İşte bu nedenle bu tür kampanyalarda çok daha fazla hassasiyet gerekir.
Sokakta el açan, insanları rahatsız eden, dilencilik yapan kişilere belediye ve ilgili kurumlar müdahale ediyor.
Peki, yardım amacıyla cadde üzerine kurulan masalar?
Onların denetimi nasıl yapılıyor?
Kim izin veriyor?
Hangi kurum sorumlu?
Toplanan paranın hesabı nasıl tutuluyor?
Belediye “Bizim yetkimiz değil” diyorsa, vatandaşın karşısına hangi kurum çıkacak?
Devletin hangi kapısı bu insanlara açılacak?
İşte vatandaşın cevabını beklediği sorular bunlar.
Bugün bir çocuk için yardım masası kuruluyor.
Yarın başka bir çocuk için kurulabilir.
Sonra başka bir hasta için…
Başka bir engelli için…
Başka bir çaresiz aile için…
Böyle giderse sokaklarımız yardım kampanyalarının merkezi haline gelir.
Sosyal devletin görevi nedir?
Devletin görevi, ihtiyaç sahibine “Sokağa çık, vatandaşın vicdanına başvur” demek olamaz.
Devletin görevi, ihtiyaç sahibini bulmak, durumunu tespit etmek ve gereken desteği güvenilir, şeffaf ve denetlenebilir biçimde sağlamaktır.
Bu nedenle yetkililere açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor:
Bu çocuk için yürütülen yardım çalışmasını kim denetliyor?
Tedavi sürecinde devletin sağladığı destek nedir?
Toplanan bağışlar hangi kanaldan ve nasıl takip ediliyor?
Cadde ve kaldırımlarda bu tür yardım toplama faaliyetlerine kim izin veriyor?
Vatandaş bunların cevabını bilmek istiyor.
Bizim karşı çıktığımız şey yardım etmek değil.
Bizim karşı çıktığımız şey, yardıma muhtaç insanların sokağa mahkûm edilmesidir.
Bizim karşı çıktığımız şey, bir annenin feryadının kaldırımda yankılanmasıdır.
Bizim karşı çıktığımız şey, bir çocuğun yaşam umudunun gelip geçen insanların cebinden çıkacak paraya bağlanmasıdır.
Bir çocuk hastaysa devlet yanında olmalı.
Bir aile çaresizse devlet kapısını açmalı.
Tedavi gerekiyorsa gerekli mekanizmalar işletilmeli.
Yardım gerekiyorsa güvenilir ve denetlenebilir kanallar oluşturulmalı.
Ama anneler caddelerde çocuğunun hayatı için yalvarmak zorunda kalmamalı.
Çünkü bir annenin “Oğlum ölüyor” diye haykırdığı bir ülkede, sadece vatandaşın vicdanını değil, devletin vicdanını da sorgulamak gerekir.
Ve artık herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:
Bir çocuğun çığlığı kaldırımda yankılanıyorsa, biz gerçekten sosyal devleti konuşabilir miyiz?