İnsanın kendisine sormaktan kaçtığı bazı sorular vardır. Çünkü cevabı, başkasını değil doğrudan kendimizi anlatır. “Ben Allah’ı gerçekten mi arıyorum, yoksa Allah’tan istediklerimin peşinde mi koşuyorum?” sorusu da bunlardan biri. Günlük hayatımıza baktığımızda bunun izlerini görmek zor değil. Bir şeyler ters gittiğinde dua ediyoruz. İşimiz olsun, sınavımız iyi geçsin, hastalığımız iyileşsin, sevdiğimiz insan bizimle kalsın, evimize huzur gelsin diye Allah’a yöneliyoruz. İstediğimiz gerçekleştiğinde içimiz rahatlıyor, gerçekleşmediğinde ise sanki gökyüzü biraz daha uzaklaşıyor. Bazen açıkça söylemesek bile içimizden “Ben dua ettim, neden olmadı?” diye geçiriyoruz. İşte insanın kendiyle yüzleşmesi gereken yer tam da burası. Çünkü Allah’la kurduğumuz bağı, bize verdikleri üzerinden değerlendiriyorsak belki de Allah’ı değil, O’ndan gelecek olanı bekliyoruz. Bunu düşünmek bile insanın içini biraz rahatsız ediyor. Ben de zaman zaman kendime şu soruyu soruyorum: “Allah hiçbir istediğimi vermese, yine de O’nu arar mıydım?” Bu soruya hemen cevap vermek kolay değil. Çünkü insanın niyetini başkalarından önce kendisine gösteriyor. Belki de gerçek yakınlık, her duamızın kabul edilmesinde değil, kabul olmayan duaların ardından da Allah’a sırtımızı dönmemekte saklıdır. Çünkü insanın istediği her şeyin olması, Allah’a yakın olduğunun göstergesi değildir. Bazen olmayışın içinde bile insanın fark edemediği bir kapı vardır. Fakat biz çoğu zaman o kapıya bakmak yerine kapanan kapının önünde bekliyoruz. “Neden olmadı?” sorusunu tekrar tekrar sorarken “Bana bununla ne anlatılıyor?” diye düşünmüyoruz. Oysa dua yalnızca bir şey istemek değildir; insanın kendi acziyetini kabul ettiği, kontrol edemediği hayatın karşısında nereye yaslanacağını hatırladığı bir andır. Belki bu yüzden duanın en güzel tarafı, istediğimiz şeyin gerçekleşmesi değil, dua ederken kalbimizin kime döndüğünü fark etmektir. İnsan Allah’ı sadece işi düştüğünde hatırlıyorsa, burada üzerinde düşünmesi gereken bir şey vardır. Çünkü Allah, hayatımızdaki eksikleri tamamlayacak bir araç değil; hayatın kendisini anlamlandırdığımız yerdir. Bunu gerçekten anlayabildiğimizde dua da başka bir hâle geliyor. “Allah’ım, bunu bana mutlaka ver” demenin yanında “Allah’ım, bunu vermezsen de senden uzaklaşmayayım” diyebilmeye başlıyoruz. Bana kalırsa insanın Allah’a yaklaşması biraz da burada başlıyor. İstediği verilince şükretmek kolaydır; asıl mesele, istediği olmadığında kalbinin nereye döneceğidir. Belki yıllardır Allah’ı aradığımızı düşünüyoruz ama aslında kendi arzularımızın gerçekleşeceği bir hayatı arıyoruz. Belki de gerçek arayış, insanın bir gün sessizce oturup kendisine şu soruyu sormasıyla başlıyor: “Ben Allah’ı mı istiyorum, yoksa Allah’tan istediklerimi mi?” Bu soruya vereceğimiz cevap, sandığımızdan çok daha fazlasını anlatabilir.